11 Nisan 2012 Çarşamba


İletişim problemleri
Karşılıklı birbirini dinlemeden konuşmak
Konuşurken konunun zincir şeklinde değilde atlamalarla değişmesi
Konuşan kişilerin bilgi birikimi ve konuşma tarzları
Kişilerin neye göre eşleştiği ve hangi duygu durumunda oldukları
Problem çözme becerileri
Probleme ve çözüme bakış açıları
Tecrübeler ve planlar
Bunun gibi benzeri şeyler konuşurken ortaya çıkardığımız her şeyin temelini oluşturur.

 Ben hala insanların nasıl böyle bir beyin geliştirebildiklerini hayretler içinde anlamaya çalışırken bir yandan da o beyin hakkında nasıl bu şekilde düşünebildiğimin ne kadar daha fazla hayret verici olabileceğini düşünmekle bir kafa karışıklığına doğru sürüklenmekteyim. İnsanın mental fonksiyonları hakkında düşünüp yorum yapmak gerçekten çok zor bir iş. Önce insanların doğuştan genlerinde sahip olduğu güdülerini ve bunların öğrenmeyle nasıl şekillendiğini anlamak daha sonra bunların alabileceği şekilleri ve daha sonra da tüm bunlardan nasıl bir özet çıkarılabileceğini bulmak.

İyi bir örnek vermek istiyorum. bir anne hayal edin, iki çocuğu olsun ve bu çocuklarından biri diğerinden biraz yaşça büyük ve daha hareketli haylaz yaramaz bir şey olsun. Diğeri ise daha sessiz sakin ve uysal olsun. Bu anne çocuklarına bir yiyeceği paylaştırmaya çalıştığında çocuklarının nasıl davranacaklarını gayet iyi tahmin eder. Bu çocuklar 3 ve 2 yaşlarında olsunlar. Birçoğumuz kardeşe sahip olmuşuzdur ve onların davranışlarını ezberlemişizdir. Burada dikkat çekmek istediğim konu annenin çocuklarına nasıl tepeden bakabildiği ve her şeyi olacakları çocuklarının bir gün boyunca yapacakları tüm davranışları gayet iyi tahmin edebilir durumda olmasıdır. Bu örneği şimdi bir şeye benzeteceğim. Tecrübe sahibi olan insanlar hiç birşey bilmeyenlere tepeden bakarlar. Onları sınıflarlar ve organize ederler. Bu kişiler devlet görevlileri çeşitli aydınlar yada kısacası hayatını mükemmel bir gözlemci olarak yaşayabilmiş insanlara ait kavramları çok iyi sezebilmiş kişilerdir. Bu insanlar çokşey görürler ve diğerlerini avuçlarında tutarlar.
Hayatınızı bir de tanrınızın gözünden değerlendirin. Belki tanrının kafanızın içinden başka bir yerde olmadığının farkına varırsınız. Düşünmek, özellikle doğru düşünmeye çalışmak gerçekten kolay değildir. Kendinize hiçbir zaman yalan söylemeyin, sonra kendinizden nefret edebilirsiniz.
Önce bir hiç olduğunuzun farkına varın, sonrada hiçlikten zevk almaya bakın.
Seni her zaman koruyacak biricik şeyin ne olduğunun biliyor musun? Onlar senin iç güdülerinin en saf halleridir, eğer bir zaman kafa karışıklığından şikayetçi olursan sana tavsiyem içgüdülerini dinle; mutlu olduğun yere git, korktuğun şeyden kaç. Seni koruyacak şeyler seni var eden genlerindeki içgüdülerindir. Bu şekilde yaşamına devam edebilirsin. 

28 Mart 2012 Çarşamba

KULLANDIĞIMIZ MANTIK

hep hakkında düşündüğüm ve her zaman kullandığım mantığım hakkında yazıyorum. Tam olarak nedir bu mantık ve neden insanlar birbirine çoğu zaman mantıklı ol derler? Bu güzel bir soru ve ben böyle sorular sormayı seviyorum. doğru düşünme yöntemi değil mi mantık? Kullanmadığımız zaman aptalca mı düşünüyoruz acaba? tabiki de evet.. mantığımızı kullanmalıyız.. mantık kullanıp yapabileceğimiz şeylerden bahsedelim.
-hayatımızı düzenleyebiliriz
-para kazanabiliriz
-doktor olabiliriz
-zart zurt... bu şey sıkıcı...

21 Mart 2012 Çarşamba


Yalnızlığın ne olduğunu öğreniyorum. Arkadaşlarımın ve çevremin üzerinde yaptığım gözlemlerden yola çıkarak bir şeyler düşündüm. Çevreme baktım ve birilerinin yalnızlıktan şikayetçi olduğunu gördüm. Ama ilginç olan bir şey vardı, o da kimileri görünürde yalnız değildi fakat yalnızlıktan şikayetçiydi. Kimileri ise gerçekten kimsesiz ve yalnızdı fakat bundan şikayetçi değildi ya da yalnızlığının farkında bile değildi. Bu beni konuyu daha derinlemesine incelemeye sevketti ve ben uzun bir süre bunun hakkında düşünüp durdum. İnsanlar neden yalnız olduklarını düşünüyorlardı ve birilerine ihtiyaç duyuyorlardı. Her şey aslında bir psikolojik durumlar karmaşası gibi göründü bana. Bir şeyin içinden çıkamadım sonunda.. ama dönüp kendi geçmişime baktığımda kendimi bir dalgalar dünyasında buldum. Kimi zaman yalnızdım kimi zaman değil. Ama birçok kez uzun süren yalnızlıklar yaşamıştım ve neredeyse bunların çoğu benim insanlardan kaçmamdan kaynaklanıyordu. Beni mutlu eden şeylere doğru yöneliyordum. Öğrenmek beni mutlu ediyordu ve ben de onun peşindeydim. Lisede amaçlarım vardı hayallerim vardı şimdi lanet hayallerimin birçoğu gerçekleşti ve hayalsiz kaldım. Ben çaba harcıyorum hayatta önemi olan bir şeyler bulabilmek için ama nafile. Zor aslında hayatta neyin değerli olduğunu anlayabilmek. Küçükken tek bir değerim vardı o da yemekti. Her şeyi ama her şeyi yemeği baz alarak hesaplardım. Her şeyin kaç tane cips , çikolata ekmek yada yumurta ettiğini düşünürdüm. Oradan yola çıkarak paranın değerini anladım ve bir süre sonra olay para oldu. Hayat işte.. konuyu toparlasam iyi olur yoksa yazım öncekiler gibi saçmalaşacak. Neyse yalnız insanlar dan bahsediyordum. Yalnızlar ve öyleler işte… ne yapayım? Aslında bana şöyle geliyor ki ben onlara dokunmamalıyım. Lab fareleri gibiler. Seyretmeliyim insanları sadece, arkadaş olmaya çalışmamalıyım bu benim karakterime aykırı. Evet buradan sanırım ilginç bir konuya koca atlayış gerçekleştiriyorum.
Bir anlayışımdan bahsedeceğim. Ben her zaman şöyle bir düşünceye sahibim. Hayat gözlenmek içindir sadece ve neler olduğunu gör. Esasen hayata bu gözle bakarım ben. Birilerinin gözyaşları acıları mutlulukları beni etkilemez. Sadece olayların nasıl geliştiğinin farkında olmak ve merakımı gidermek benim için yeterli bir şeydir. Bazen bu durumumu eleştiriyorum. Neden böyleyim? Neden en yakınımdaki arkadaşlarımdan bile bazen kolayca vazgeçiyorum? Ve neden insanlarla hep zıt düşüyorum? Zıt olmak gibi bir zihinsel sorunum mu var acaba.. hiç sanmıyorum. Ben bunun nedenini gayet iyi biliyorum. Ben genelde farklı fikir üretirim. Genelde herkesle aynı şeyi düşünmem. Bu nedenle fikir arkadaşım da fazla olmaz . zıt fikirlerim de kimse tarafından beğenilmez çünkü farklı. Bazen hayatımda çok az sorun olduğunu düşünüyorum. Neden benim bir sorunum yok ki. Olsa çok güzel olur ben de yapacak bir şeyler edinirim. Belki de sorunlarımın farkında değilimdir. Hadi ya bu yalnızlığının farkında olmayanların durumuna benzedi.. pek hoşlanmadım bu durumdan ben. Neyse hadi bye it’s too late, go to bed…

20 Mart 2012 Salı

People. the word i learned when i was too young. it's been getting more confusing since i've got it's meaning. Now, sometimes i say that i hate people sometimes don't. and it means now seven billion humans. i would like to le talk to all people in the world. i'd like to be famous with my career.
 now i have actually some words in my mind and i'd like to write them as quotes;
*the more i've tried to understand the life, the more it has got comlicated.
*when i see people who are failing on their work, i'll ask about their thoughts of future. If i don't get the answer i needed, i leave them to fail.
*i've got an experience in my short life called knowing what elderlies know. because they know what has happened before and they put those rules to organize our life.
*learn the way people learn things then pretend that you have their brains. then you will be able to find out what is going to happen along people and you will never fail.
*all people are machines, then all machines has instruction to be used. just try to find what they actually are.
*love derives from evolution that urges people to make babies and keep surviving, then stop loving if you don't wanna make babies.
*chess is a game and in real life you can put people on chess table then kill them one and one...
NOW  
THİS ONE İS REALLY COOL 
      To be and idiot, you don't have to do anything, you born idiot and then figured out what was right.


 i wanna spend my time on writing about whatever i think. bbut i don't like that when i write something then no one is going to read it. this feeling kills me. let's say this  is enough for today. then sleep :)

this is about people

People. the word i learned when i was too young. it's been getting more confusing since i've got it's meaning. Now, sometimes i say that i hate people sometimes don't. and it means now seven billion humans. i would like to le talk to all people in the world. i'd like to be famous with my career. 
 now i have actually some words in my mind and i'd like to write them as quotes;
*the more i've tried to understand the life, the more it has got comlicated.
*when i see people who are failing on their work, i'll ask about their thoughts of future. If i don't get the answer i needed, i leave them to fail.
*i've got an experience in my short life called knowing what elderlies know. because they know what has happened before and they put those rules to organize our life.
*learn the way people learn things then pretend that you have their brains. then you will be able to find out what is going to happen along people and you will never fail.
*all people are machines, then all machines has instruction to be used. just try to find what they actually are.
*love derives from evolution that urges people to make babies and keep surviving, then stop loving if you don't wanna make babies.
*chess is a game and in real life you can put people on chess table then kill them one and one...
NOW  
THİS ONE İS REALLY COOL 
      To be and idiot, you don't have to do anything, you born idiot and then figured out what was right.


 i wanna spend my time on writing about whatever i think. bbut i don't like that when i write something then no one is going to read it. this feeling kills me. let's say this  is enough for today. then sleep :)

18 Mart 2012 Pazar

Kurallar üzerine düşünüyorum. Kim yaptı bu kuralları? Ve neden? İnsanlar iletişim kurmayı ve kurallar oluşturmayı nasıl başardılar. Tüm bunlar için saatlerce, günlerce , yıllarca ya da ömrüm boyunca okumak istemiyorum. Çünkü yetmez. Çünkü sonsuz. Keşke şu an dinlediğim şarkının bana verdiği duygu kadar basit ve anlaşılır olsalar..
Ne zaman hayatımda bir şeyin benim kafamda tasarladığımdan daha mükemmel bir dizayna sahip olduğunu fark etsem irkilirim. Bunu kim yaptı diye düşünmeye başlarım. Oluşumunu incelemek aklıma gelir, saatlerce aklımda dolanır durur o düşünce.
Birşeyi öğrendim, aslında karar verdim. Artık bene bir getirisi olmayan şeyler hakkında düşünmeyeceğim. Yormayacağım kafamı başkalarının problemleri hakkında. Bıktığımdan değil, neyin işe yaramadığını öğrendiğimden. Karar verdim hayatıma değer vereceğim. Kendime söz verdim.
Ne istediğim hakkında düşünüyorum. Neyi sevdiğimi anlamaya çalışıyorum. Diğerlerini bastırmış tek bir duygunun esiri olmuş aklımı neyin peşinden gitmem gerektiğini anlamak için yoruyorum.
Öğrenmeyi öğrendim. Nasıl öğrendiğimi anladım. Hep kendim için iyi olanı istedim. Haklı mıydım? Hak diye bir varlığın olmadığını anladım. Hak bir ekmek ya da çanta gibi bir madde değilmiş. Sadece kompleksleşmiş bir duygular yığınıymış. O zaman boşluğa düşmüş olmalıyım. Boşluğa mı düştüm yoksa hep ordamıydım da yeni mi farkettim bana neler olduğunu…
Birçok problemim var. Problem sahibi olmayı seviyorum. Problemler bana hayta uğraşacağım bir şeyler veriyorlar. Bir şeyler yaptıkça, savaştıkça yaşadığımı hissediyorum.
Ben inançlarımı sorguladım. Kendime o kadar çok soru sordum. Bir zaman geldi ki kendim hakkımda bilebileceğim her şeyi öğrendiğimi zannettim. Ve yanıldım tekrardan. Ve yeniden. Geçmişime baktığımda gördüklerimin tamamının bir basitlikten ibaret olduğunu fark ettim. Ben böyle düşündüm. Kendimi eleştirmek ve beynimin nasıl çalıştığı hakkında fikir sahibi olmak bana mutluluk verdi.
Herkes bir şeylere inanıyor. Çünkü ümit etmek istiyorlar. Ben insanları eleştiriyorum. Neden umuyorsunuz? Ummak bence çok aptalca bir davranış. Eğer bir şeyin gerçekleşmesini istiyorsan onu ummak yerine tasarla ve bil. Bir şeyin bilgisini elde ettiğin zaman nelerin gerçekleşip, nelerin imkansız olduğunu öğrenirsin. Sonrada imkansızın hayalini kurmaktan vazgeçersin ve böylece hayatını, sahip olduğun biricik şeyi; zamanını boşa harcamazsın. Bir şeyler tasarlamak her zaman güzeldir. İnsana mutluluk verir. Yaratıcı gücü verir. ve mutluluk
Tanımlayamadığım bir duygu mu mutluluk? Biri bana çıksa da anlatsa ne olduğunu.
Keşke düşünebildiğim kadar hızlı yazabilsem L tuşlara basarken kayboluyor cümleler aklımda.

1 Aralık 2011 Perşembe

the theory of me

the biological evolution is going to face its end, homo sapiens had a great success on its brain based knowledge which created a new opportunity to let mathematical evoluation appear... maybe it is going to be our civilizations end, because we invented many things that we dont want to control properly and even think it provide some goods for us...
but the pathetic things is that the more we invented the more we are controlled by...
maybe the cyber brain is us ourself... it is just going to move from our head to the internet, computers... despite we fear it, we like it too
because human is enemy to itself and need some weapon to destroy each other.
to summarize, i wanna survive forever even if i'm a computer and a software....  :)

15 Ağustos 2011 Pazartesi

uykuyla karisik

uykulu uykulu birseyler yazmaya calismak cok zor. ama kendime guveniyorum. aslinda uykum kacsin zaman gecsin diye yaziyorum. bugun eve gitmeye hic niyetim yok. dun evde kafayi yemistm neredeyse. neyseki yalniz degilim, ogrenci oldugumun farkinda olamamakla sucluyorum kendimi. calismayi istiyorum, fakat ihtimallerin bana calismamasindan yakiniyorum. hersey tersine gitse yerimi bulmakta zorlanmam. fakat ters giden birseyler yokki. ne yapsam su zamanlarda bilemiyorum. alip tip kitabimi okusam. aslinda baslasam iyi olacak. bu ulke baya sikici ve arkadaslarim oldukca yorucular. bu ulke calisma ulkesi. eger isin yoksa homeless tan farkin yok. sokakta yurursun ancak, bir cinli oda arkadasim var. inanamiyorum kendisine. kulturunden midir nedir ne zaman ne davranista bulunacagini kestiremiyorum. surekli nothing to do deyip duran birisi. adamin cani sikkin bellli.  bu hatira mi ne .  uykuya daldim yine bilg basinda   ben bunu tamamlayamiyacagim galiba

27 Mayıs 2011 Cuma

sınav sonrası

 her sınav sonrası kronik bir hal aldı. hep aynı heyecanla sınavdan çıkıyorum ve kendime şunu söylüyorum; evet artık çok fazla boş zamana sahipsin hadi söyle ne yapmak istiyorsun. işte o zaman kendimi bir boşlukta buluyorum. çünkü yapabileceğim hiçbir şey yok. yani hiçbirşey yapmak istemiyorum aslında. bu çok yaşadığım bir durum. buna sınav sonu sendromu diyelim SSS*

16 Şubat 2011 Çarşamba

yine başlık bulamadım

bilgi üzerinde yolculuk mu ediyoruz? bir fikir atmak istiyorum ortalığa; biz insanlar yaşadığımız bu dünyada bir bilgisayar gibi miyiz? kimin beynine ne giriyorsa o kişi o öğrendiği ve bellediği şeyleri mi yapıyor. bazen düşünüyorum istediğim birşeyi yapabilecek cesareti kendimde bulamadığım zamanlarda onu yapmıyorum. birşey onu yapmamı engelliyor. yani ne yapacağım o anki psikolojime o kadar bağlı ki çoğu zaman ne zaman ne isteyeceğimi tahmin edebiliyorumm.ne isteyeceğimi tahmin etmeyi bilinçli bir şekilde yapmam ise belki de ön yargılarımı oluşturan temel ekendir. hani vardır ya ben şunu yapamam şundan anlamam. örnek vermek istesem berbat bir futbol oynarım daha doğrusu oynayamam. ve bunu da herkese söylerim. eğer böyle düşünmeyip kendimi istersem çok iyi oynayabileceğime ikna edersem o zaman kendimi bayağı güdülemiş ve normalden daha fazla bir performans da sergilerim. peki insanı bir bilgisayara benzettim fakat bunu neden yaptığım konusunda herhangi birşey de söylemedim doğrusu. bunu biraz açmaya çalışayım bakalım neler olacak. ilki herkes bir nöronlardan falan oluşan beyne sahip ve birçok insanın beyni olaylar karşısında aynı tepkiyi verir. bu aynı tepkiyi vermelerinin sebebi tahminimce hepsinin kafasında aynı kodların olması. nedense bu konu yazarken beni çok fazla düşündürüyor. bu nedenle ara vermek istiyorum. daha sonra bundan bahsederim.


herzaman çok iyi hayaller kurduğumu düşünürüm. iyi bir hayalciyimdir. birgün aklıma gelmişti bir hayal kursam ve bunu bi güzel de yazıya döksem... başlayayım bakalım.  

öncelikle dağlar olsun bu ime bayılırım. dağlar herzaman beni etkilemiştir. herzaman yükseklere çıkmak ve oradan manzaralar seyretmek hoşuma gitmiştir. dağlar tabi taş toprak olmasın istemiyorum üzerine biraz orman serpiştirelim şimdi. evet. şimdi güneş biraz parlasın. her taraf sabahın ışıklarıyla dolsun. bir de koku gelsin . ıslak bir koku gelsin. hava biraz nemli olsun ne de olsa bir sabah vaktindeyiz. birde uzaklardan bir kuşsesi gelsin. uzunca tiz bir çığlıkla bağırsın oda. etrafta ev falan olmasın hatta insan olmasın. bir nehir olsun her zaman soğuk sulu nehirlere bayılırım. nehirin etrafı yeşil yeşil ağaçlarla sarılı olsun. bak şimdi sen bunu okurken kendi kafandan başka bişey sokma hayale. sadece benim dediklerimi ekle bu benim hayalim çünkü. şimdi biraz da hayvan ekleyelim. ortaya bir zebra sürüsü ekle bakayım. sonra gerilerde de biraz yırtıcılar olsun. sonrasında uçan bir güvercin sürüsü yapalım. evvet tamam oldu denilebilir şimdi beni koy hayalin bir tarafına. ben de koşuyor olayım. kendin girme bir zahmet. olmadı ya  neyse beni de çıkart. şimdi tamam sayılır.

11 Şubat 2011 Cuma

bilgi akışı ve onun insan üzerindeki etkileri  ve güdüler. birkaç soru takıldı aklıma bugünlerde. bu sorularla nasıl karşılaştığımı ve birilerinin bana böyle sorular sormadığından eminim. ama bu soruları nasıl ürettiğimi de anlayamıyorum. zaman  ve mekanda yolculuk yaparak düşünmek mümkünmüdür. acaba empatiyi abartırsak nasıl bir düşünme metoduna sahip oluruz. bazen oturduğum yerde aklıma hiç olmadık şeyler gelir. onları düşünmeyi istemeden kendiliğinden gelirler. onlarla karşılaşmak istemiyorum. bunlar iç güdüler mi acaba. yada uzun zaman önce bilinç altıma attığım şeyler boş bulunduğum zamanlarda geri gelip beni boş bırakmıyorlar galiba. aynı bir hayvanın geviş getirmesi gibi. hiçbirşey yapmadığım zamanlarda aklıma ne alakasız şeyler gelirki  şaşırırım. bu pek yabancı olmadığım birşeydir aslında. bunu daha önceden çok fazla yaşadığım için artık neredeyse bir kurala bağlıyorum. güdü yoksa beyin kendi işini bulur. mesela sınav öncesi aklıma hiç gidip bir yerde iyi bir yemek yeme isteği gelmez. ama hatırlarım sınav sonrası iştahım öylesine bir değişirki bi sürü şey yerim. bunu daha birçok yerde görmüşümdür. birde güdülerin kademeli olduğunu düşünüyorum. bazı şeyler vardır birçok şeyden daha iyi güdüler insanı. bu güdüleme hiyerarşisi insan davranışlarının yapısını oluşturuyor sanırım. şöyle birşey geliyor aklıma. bazı şeyleri çıkmaza sokabiliriz. örneğin bir ekonomiyi. bir savaşı daha doğrusu dinamiği olan birşeyi çıkmaza sokabiliriz. peki güdüleri çıkmaza sokabilirmiyiz. eğer sokarsam ne olur. A) güdü mekanizması çöker,güdüsüz  başka bi tabirle ruhsuz kalırız  b)güdü mekanizması çöker ama en baştan ilk oluştuğu noktadan tekrar başlar. sorum belki de çok saçmadır bilemiyorum.  
bugünlerde çok canım sıkılıyor. hiçbirşey yapmak istemiyorum. çevremdeki herşey bana rüya ya da hayal gibi geliyor. ilgisizim. ama sorun olarak görmüyorum bunu. etrafta eğlenceli pek birşey yok. istediğim birşey de yok . bazen sadece hiçbirşey yapmamak istiyorum. düşünmeyi bile istemiyorum. belki madde bağımlılığım olsaydı yada buna benzer birşey herhalde daha mutlu olurdum. sürekli beni çağıran birşey olurdu ve ben onun peşinden koşardım. ama bir zamanlar düşünüp tüm bu madde alışkanlıklarını yapamayacak olduğuma kendimi çok fena ikna ettim ve bu nedenle bir alışkanlığa sahip olabilmem gerçekten zor. birçok şeyde kurallardan ve benzeri yaptırımları kendime uyguladığımdan refleksel hareket ediyorum. soru sormayı bir takıntı haline getirmişde olabilirim. neyin peşinde koştuğumu anlayamıyorum.  bildiğim birşey var  çok farklı konularda farklı düşünürüm. daha fazla zorlamayacağım.

bir soru ortaya atarak devam etmek istiyorum
yapay bir beyin üretilebilir mi?
aslında burda ilk eleştirdiğim kısım ürettiğimizin bir yapay şey olmadığıdır. bence onu biz üretiyorsak bir şekilde o da üründür ve yapay değildir. çünkü biz kaynaklıdır. günümüzde insan beyni dışında az çok düşünebilen beyin olan bilgisayarlar var. tabi bunların çok fazla çeşidi var. ben burda bunların en gelişmiş olanını ele alıcam. bu yapay beyin insan tarafından yazılımla üretilmiş bir beyindir herhalde. şu anki üreilen bilgisayarlar ve programlar makinelerle ve birçok maddenin kullanılmasıyla oluşturuluyorlar. farklı üretim mekanizmalarını kullanmak insanların daha farklı şeyler retmelerine sebep olmuştur çoğu zaman. örneğin petrol kullanımıyla üretim hızla artmış ve birçok şey hatta daha önce hayal bile edilmeyen şeyler üretilmiştir. petrol artık eskidi ise yeni keşifler için dünya hazır demektir. makinalı üretimi kullansak nasıl olur. şöyle bir hayal kuracağım. bir mühendis hayal ederken kafasında bir çok şeyi tasarlar ve onları yazıya döker çizer bilgisayarda saatlerce çeşitli programlar kullanarak onları tasarlar ve daha sonra yapım aşamasına geçilir. bilgisayarlar herhalde devrimizdeki en önde giden üretici güçlerdir. çünkü artık neredeyse herşey bilgisayarda gerçekleştiriliyor. ben dünyadaki herşey hakkında düşünebilecek ve birçok şey hakkında yöneticilere ve üreticilere tavsiyede bulunabilecek olsaydım dünya benim hayalimdeki gibi olurdu herhalde. hani jher zaman diyoruz;dünya çok kirlendi, hertarf kimyasal atıklarla dolu. bitkiler hayvanlar mikroplar vs yok oluyorlar. onlara htiyacımız olduğu halde ortadan kalkıyorlar. biz de şu küçücük dünyada geçinemiyoruz. birçok şeye istiyacımız var ama istediklerimize ulaşamıyoruz. bunun için mühendislere nacizane tavsiyelerde bulunacağım. mesela çok kolay elde edilen enerji kaynaklarını kullanın. artık petrol çok eskidi. nükleer enerji kullanın sadece bir şeyler üretmek için. sonra en yüksek teknolojiyi kullanın. bunlar aslında her ülkenin ideali durumunda fakat ben bunlara çok farklı bakıyorum.  bu biraz basit oldu. mesela büyük üretim mekanizmalarını, özellikle dünyamızı çok fazla kirletenleri dünya dışına çıkaralım. ayda otomobilden tutun uzay araçlarına her türlü kötü kirletici üretimi gerçekleştirelim. (tabi bunun ayın da evimizin çöp kutusu olmadığını düşündüğümüz zaman değişmesi gerekecektir.) eğer hertürlü üretimi ayda yaparsak dünyanın fabrikası olur. hatta oralara kapalı sistemli evler kuralım. onların içinde insanlar yaşasın ve üretimin başını çeksinler.aydaki kapalı sistemlerde yaşayanlar için.ön malzemeleri tabi ki dünyada üretecegiz ama daha sonra aya ve aydakilere kendi ihtiyaçları olan herşeyi üretme yeteneği kazandıralım.ve tabiki ayla dünya arasında büyük yollar oluşturalım. oralarda yaşayan insanları ilk olarak dünyadan seçerek (yani üreticileri) gönderelim. ayla dünya arasında ir yol olsun ve bu yoldan birçok mal ve insan taşınsın. tabi anlayacağınız bu bir uzay yolu ve burada insan ve mal taşıyan araçlar var. mesela çok tehlikeli deneyleri ayda yapalım. ay dünyanın sanayi bölgesi olsun ve orada çok ileri teknolojiler kullanılsın. üretim insan eliyle değil de makinelerle yapılsın ve mühendisler zamanlarını sadece bilgisayar başında geçirsinler. başka hiçbir şeye dokunmasınlar ve dev fabrikalardaki dev ve kompleks robotlar bu yapılan tasrımları bi çırpıda üretsinler. en kirli metal çelik , geri dönüşün işleri ayda yapılsın. ayrıca insanlar bu üretimle aralarına robotları soksunlar ve işler vasıta yoluyla yürüsün. dünyada hiçbirşey üretilmesin ve tamir bile edilmesin. aydan gelen otomobiller nükleer yakıtla çalışsın ve burada hiç açılmasın. aynı şimdilerde bilgisayarlarımızı sadece teknik serviste açtığımız gibi. dünyada en yüksek teknoloji kullanılırken ayda ve diğer gezegenlerde(eğer orda da üretici tesisler kurulabilirse.) bütün üretim gerçekleştirilsin.böylece dünyamızı kirlilikten kurtarabiliriz. ama bunun gibi bir hayali gerçekleştirebilmek için dünydaki herkesin bizimle aynı fikirde olması gerekir ki biri bize karşı gelip işimize çomak sokmamalı. tabi burda istediğimiz kadar kapalı sistem ev ürettikten sonra, bunlar aslında uzay gemileri, bunların enerji ihtiyacını karşılamayı başardıktan sonra ve bayağı sınırlarımızı genişletip her yere yerleştikten sonra karşımıza ne çıkacak. tüm gezegenleri ele geçirebilirmiyiz acaba. hadi diyelim bütün güneş sistemine yerleştik ve bi ton da üretim gerçekleştirdik. dünya da o kadar çok gelişti ki herşey yerli yerine oturdu ve hiç bir sorun yok dünyada. bütün halklar Avrupalılar kadar zengin ve rahat ediyor. ve insanlar artık üretimi de makinelere ve bilgisayarlara devrettiler. artık düşünüp hayaletmekten ve bunu bilgisayarlara aktarmaktan başka yapcak hiç bişey yok. nsanlar arasında fikir ayrılıkları  da yok. ve bütün gezegenlerde ki üretim tesisleri tam mesai çalışır durumda. bir güneş sistemi imparatorluğu kurulmuş durumda. artık yeni maddeler için yabancı gezegenlere gidip hammadde alıyoruz. bunları yapmak için insansız gemiler gönderiyoruz ve onlar kendilerindeki yapay beyinleriyle görevlerini yerine getiriyorlar. acaba sınırlarımız bu kadar çok genişleyince başka türlerle karşı karşıya kalırmıyız? aynı Avatar filmindeki gibi. başkalarıyla karşılaşırmıyız? onlarla karşılaştığımızda onlarla iletişim kurabilirmiyiz. bu iletişimi kurmak için arayüzler olan yine kendi üretimimiz olan yapay canlıları yapıp onlardan sadece ihtiyacımız olanı mı alırız. yada karşılaştığımız bu varlıklar bizden daha fazla ileride olurda onlar bizi bir tehdit olarak algılar mı? bizim bir kısmımızı yok ettikten sonra ne olduğumuzu anlamak için bir kısmımızı da deney insanı olarak kullanırlar mı. acabatüm bunlar olurmu?
bir de daha erkeninde bir sorun çıkartayım. diyelim artık bazı gezegenlerin nüfusları bayağı arttı ve bilgi birikimleri ve öz yönetimleri dünyadan daha güçlü hale geldi. yada dünya ile fikir ayrılığına düştüler veartık dünyanın hizmetinde bulunmak istemediklerini söylediler. ve bağımsızlıklarını ilan ettiler. buna birçok gezegen katıldı ve güneş sistemi halkı iki fikirle iki ayrı kuba ve iki ayrı yönetime kavuştu. tabi sorunlar ve yokolma tehlikesinden dolayı insanlar artık dünyanın eski ve ana gezegen olduğunu umursamadılar ve birsıcak çatışma yaşandı. ve nükleer silahlar kullanıldı.(tabi daha etkili ve yıkıcı silahlar üretilmediğini farzediyorum). artık dünya havaya uçtu ve dünya şimdiki mars falan gibi taş ve toz haline geldi. ve eski tarihinden eser yok ortada.güçlerini korulabilen ve çok güçlü sığınaklar yapan gezegenler yada güneş sisteminin dışına kaçan insanlar yaşamaya devam ettiler. oralarda yeni yaşam üniteleri kurdular ve savaş kutuplardan birinin zaferiyle sonuçlandı. fakat çok uzak gezegenlere göç eden insanlar buralarda yeni dünyalarında başladılar üremeye. artık zenginlik karşısında üreme fonksiyonu da makineler ve doğum üniteleri tarafında yapılır hale geldi. insanlar sadece üreme hücrelerini vererek çocuk yapar hale geldiler ve bunu bilinçli bir şekilde kontrol etmeye başladılar ve her kapalı gemilerde doğum üniteleri bulunduruldu. dolayısıyla artık gezegene sadece hammadde ve enerji için ihtiyaç duyan  gemilerde yaşayan insan toplulukları oluştu. bu topluluklar devasa galaksilere doğru sonunu tam olarak kestiremedikleri bir yolculuğa çıktılar ve bunlardan kimileri bi yıldızla, bi karadelikle karşılaşıp yok oldu, kimileri ise yaşamaya ve çoğalmaya devam edebilecekleri bir gezegene kavuştular. böylece evrendeki birçok gezegene yerleşildikten sonra bunlar sayıca arttılar. (aslında bu kısımda bi tereddüt yaşıyorum insanlar bilinçli bir şekilde üremeyi ve sayılarını artırmayı öğrendiklerinde bunu isteyip istemiyeceklerini bilemiyorum). daha sonra gezegenler imparatorlukları kurulmaya başladı ve bunlar gittikçe büyüdüler. daha sonra sı ne olur düşünmek istemiyom herhalde yapabildikleri herşeyi yapmaya çalışacaklardır. nüfus artık çok fazla artacak ve bunu tahmin edemiyorum. ve tabi insanlar artık genleriyle oynayacaklardır. hastalıklardan ve çeşitli zımbırtılardan kurtulacaklardır. 
     hikayenin  devamını başka bi zaman yazmak istiyom     :)

22 Eylül 2010 Çarşamba

uzun bir zaman önce insanların beyinlerinin derinlerinliklerine girmiş olan bir hikaye varmış. ama konuuz bu hikaye değil, ben başka şeyler yazmak istiyorum bugün. gülmek hepimizin yaptığı bir hareket. bu gülme olayı bazen karışık bir kafayla birlikte olduğunda ortaya çok komik(aslında nasıl nitelendirilebilineceği belli olmayan) bir durum çıkar. bazen gülerim ama aklımda o an gülmekle alakalı hiçbirşey yoktur. gülerken neden güldüğümü ve ne zaman gülmeyi keseceğimi düşünürüm. gülmekle alakalı bazen toplumsal standarlar koyarız. bu standartlar neye gülüp neye gülmememiz gerektiğini belirlerler. bazen bunlar gerçekten can sıkıcı olur. hiçbir zaman gülmek istemediğim şeylere bazen sırf topluluğa katılmak için gülerim. ve sonra o espri içimde bir acı bırakır ve öylece gider. arasından ona bakar ve hoşçakal derim. bir daha görüşmemek üzere hoşçakal. aynı evi temizledikten sonra çöpe atılan pisliklere söylediğiim gibi. neyse burdan konu çıkmayacak

Rüzgar

küçüklüğümden aklımda kalan en derin şeylerden biri de rüzgardır. o benim için bir ilham kaynağı olmuştur. onu hissetmek ve onu dinlemek. rüzgara ne derim. o sadece bir fiziksel olay mıdır.  bence o deniz ve hatta okyanuslar gibi büyük birşey. mükemmel bir rahatlatıcı ve hayal kurdutucudur. rüzgarlı bir günde havanın sesini dinlemek mükemmel birşeydir. ağaçların uğultusu ve hışırdayan yapraklar...
cık... olmadı...

hepsi bu kadar...  googlo      (insan bir teknoloji ürünü müdür?)

19 Eylül 2010 Pazar

ilk yazı

bugün ilk blogumu yazıyorum. hiç heyecanlı değilim ve umarım blog denen şey işe yarıyordur. GONY adlı kitaptan etkilendiğimi itiraf etmeliyim. beni blog tutmaya iten şey o idi.açıkcası hazırlaması da çok zor olan bişey değilmiş. artık sürekli bloglarım ben burayı. sanırım birşeylerden bahsetmem gerekiyor. hmmm. siz de bloglayın..